Ana Sayfa| Yol ve Ulaşım

İletişim ve Ulaşım Bilgileri

Anne Baba Okulu Sigaraya Kökten Çözüm

 

Duygulanım Bozuklukları

2.1 Depresyon

Depresyon toplumda en sık karşılaştığımız ruhsal bozuklukların başında gelir. Toplumların ortalama % 20'sini etkileyebilen bu hastalık sosyoekonomik ve kültürel düzeyi ne olursa olsun tüm ülkelerde ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmektedir. Zaten depresyonun belirtilerini saymaya başlayınca bu hastalığı hepiniz tanıyacaksınız. Yaşamınızın her hangi bir bölümünde, belki de bir çok kez hissettiğiniz karamsar, karanlık, endişe verici, umutsuz, güvensiz duygulardan bahsedeceğim çünkü. Ancak her karamsarlık hastalık değildir. Klinik anlamda depresyon kişinin günlük uyumunu ve ilişkilerini bozacak şiddette ruhsal çöküntü belirtileri ile karakterize ağır ve oldukça zor bir hastalıktır.

Depresyonun belirtilerine gelince:
Ağır bir keder, çaresizlik, umutsuzluk, cesaretsizlik, güvensizlik, değersizlik gibi duyguların egemen olduğu bir ruhsal çöküntü halidir. İnsanlar eskiden zevk aldıkları hiçbir şeyden tad almaz, artık dünyada hiçbir şey ilgilerini çekmez ve yaşam anlamını yitirir. Sosyal ilişkiler biter çünkü bundan ne zevk alırlar ne de bunu yapacak halleri vardır. Genellikle şiddetli bir iç sıkıntısı ve tedirginlik duygusu hastalığa eşlik eder. Bazen bütün bunlar o kadar ileri bir noktaya gidebilir ki, kişi yaşamına son vermeyi isteyebilir.

Dikkatini belirli konulara yoğunlaştıramaz yani ciddi bir konsantrasyon bozukluğu vardır. Unutkanlıklar başlar. Geçmişe baktığında sadece eksikleri, yanlışları ve başarısızlıkları görür ve bunları gözünde çok büyütür. Bazen bu değersizlik düşünceleri o kadar ileri gidebilir ki, hasta kendini asla bağışlanamayacak bir günahkâr gibi görebilir. Bu da intihar düşüncelerini biraz daha pekiştirir.

Bedensel olarak da sorunları vardır. Özellikle geceleri uykuya dalma güçlüğü ve sabah gün doğarken yoğun bir iç sıkıntısı ile uyanma depresyon için tipiktir. Cinsel güç ve istekte azalma, genel bir halsizlik, yorgunluk, baş ve sırt ağrıları, kabızlık, tansiyonda düşme, sık görülen bedensel belirtilerdir.

Depresyonu oluşturan faktörleri iki ana grupta toplayabiliriz.
a- Depresyona Yatkınlık hazırlayan Faktörler.
b- Hastalığı Tetikleyen, Ortaya Çıkaran Faktörler.

Birinci grupta kalıtım, kişilik yapısı, aile düzeni ve genel kültür ve eğitim düzeyi sayılabilir. İkinci grupta ise çevresel stres faktörleri devreye girer. Depresyonların kalıtımsal faktörlerle yakın ilişkisi günümüzde yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır. Tedavi edilmeyen depresyon vakaları içinde yaklaşık ¼'ü intiharla sonlanmaktadır. Depresyon tanısı alan herkes için bu risk vardır, o yüzden bu vakalarda hekimler hasta ve yakınlarını bu konuda mutlaka uyarmalıdırlar. Dünyadaki tüm intiharların % 30 - 50'sinin temel nedeni depresyonlardır. İntihar düşüncesinden söz edenlerin bunu gerçekleştirmeyeceği, intihara yeltenmenin olsa olsa çevrenin ilgisini çekmeye yönelik bir tutum olduğunu düşünmek çok ciddi ve üzücü sonuçlara yol açabilecek yanılgılardır. Her tür intihar girişimi önemsenmeli ve altta yatan ruhsal durum dikkatle araştırılmalıdır. Yoğun bir depresyon yaşayan kişiler, bu dünyada var olmalarının artık hiç kimseye yararı olmadığına, üstelik aileye ve topluma yük olduklarına inanırlar. Bu çaresiz ve umutsuz duruma bir son vermek için ölümü bir kurtuluş olarak görürler, çünkü tekrar iyi olacaklarına, eski kimliklerine geri döneceklerine asla inanmazlar. Biraz önce de söylediğim gibi depresyon bir umutsuzluk hastalığıdır. Ancak çok iyi tedavi edebildiğimiz bu hastalık nedeniyle yaşamına son veren hastalara çok yazık olur.

Depresyon kadınlarda erkeklere oranla dört kat daha fazla görülmekle birlikte, intihar oranı erkeklerde daha yüksektir. Yalnız yaşayanlar, yeni boşanmış veya eşini kaybetmişler, sorunlarını başkaları ile paylaşamayanlar özellikle intihara yatkınlık gösterirler. Mesleğinin zirvesine ulaşmış başarılı iş adamları da risk grubuna girerler. Özgeçmişinde veya soy geçmişinde intihar öyküsü bulunanlar da risk grubundadırlar Depresyondaki kişilerin zeka düzeyleri yükseldikçe intihar riskleri artar.

Bütün bunlardan sonra hem kendi adımıza hem de yakınlarımız adına bu hastalığı iyi tanımalı, asla hafife almamalı ve ilk fırsatta bir hekime başvurmalıyız. Çünkü depresyon psikiyatrinin en iyi tedavi edebildiği, en net sonuçlar alabildiği, kişinin tamamen eski sağlığına kavuşabileceği ve kişide hiçbir iz bırakmadan geçip gidebilen bir ruhsal bozukluktur. Depresyonla ilgili daha geniş bilgi için Madalyonun İçi adlı kitabın "Bin Bir Gece Masalları" adlı bölümünü okuyabilirsiniz. Aynı öyküde biraz sonra bahsedeceğim MANİ Hastalığını da bulabilirsiniz.

2.2 Mani (Taşkınlık Nöbeti)

Duygulanım bozukluklarının daha seyrek görülen ve depresyona zıt belirti ve bulgularla seyreden ikinci ana türü manik bozukluktur. Manik bozukluğun klinik belirtileri şöyle özetlenebilir:

En önemli duygu kişinin kendini hiç olmadığı kadar iyi, neşeli, keyifli ve mutlu hissetmesidir. Dünyada belki de kişinin kendini çok iyi hissettiği tek hastalık budur. Ancak duygularda bir aşırılık hemen fark edilir. Bu aşırılık nedeni ile kişi bu yüksek duyguları kontrol etmekte zorluk çeker, çabuk kızar, sesi hemen yükselebilir, bir an sonra yeniden bir başka duygu boyutuna geçebilir. Bu durumu çok içki içmiş birinin ruh haline benzetebiliriz. Duygularda oynaklık, huzursuzluk, öfke, tahammülsüzlük, aşırı talepkarlık ve bencillik hali belirgindir.

Düşünsel alanda ise depresyonun tersine kişinin kendine olan güveni artmıştır. Yüksek sesle ve çok konuşur. Çağrışımlar hızlanmış ve hasta bunları neredeyse ifade etmeye yetişememektedir. Spontan dikkat artmış, iradi dikkat azalmıştır. Yargılamada zayıflık, düşüncelerde dağınıklık dikkati çeker.

Bedensel olarak sınırsız bir enerji, uykusuzluk, iştahsızlık, aşırı ve yüksek sesle konuşmaya bağlı ses kısıklığı, çarpıntı ve hipertansiyon vardır. Bazı kişilerde depresyon ve mani nöbetleri birbirini izler. Buna eskiler "Manik-depresif psikoz" derken, çağdaş sınıflandırmada "Bipolar Hastalık" adı verilir. Kalıtımsal faktörlerin bu hastalığın ortaya çıkmasında önem rol oynadığı görülmektedir. İlk nöbet genellikle 30 yaşından önce başlar. Çoğu kez önce manik nöbet görülür. Tedavi edilmese bile bu nöbet 3-6 ay arasında kendiliğinden geçer.

Manik nöbet sırasında hastaların çevreyle, yakınlarıyla veya polisle kolaylıkla başı derde girebilir, çünkü duygularını kontrol etmekte zorlandığından bu kişiler çok çabuk olay çıkarır, küçük şeylere büyük tepkiler verebilirler. Hatta bu durum giyim kuşamlarına bile yansıyabilir. Özellikle kadın hastalar çok renkli, açık saçık, gösterişli giyinirler. Takar takıştırırlar. Bu durum çevreden farklı algılanabilir, yani bunu çevre cinsel bir davet gibi algılayabilir. Üstelik her zamankinden çok daha kolay ilişki kurabildiklerinden, çok gülüp, çok konuştuklarından, her tür duygularını rahatça gözler önüne serdiklerinden dolayı, erkeklerle çabucak ilişkiye girer ve gerçek bir aşk yaşadıklarını zannederler. Süperego baskısı tamamen ortadan kalktığından, toplum kuralları, örf ve adetler, aileleri onlara vız gelebilir. Ve böylece sonradan çok pişman olacakları, yaptıklarından utanacakları, suçluluk duyacakları şeyleri, hastalık döneminde hiç tereddüt etmeden yaşarlar. Erkekler için de aslında durum aynıdır. Onlar da karşı cinsle hiç düşünmeden ilişkiye girer, sorumluluğunu alamayacakları bu ilişkilerden dolayı sonradan çok zor durumda kalırlar.

Kişiler bu dönemde çok para harcar, yarını hiç düşünmeden büyük bir güven içinde yeni işlere, yeni tekliflere açık olurlar. Günümüzde herkesin cüzdanında yerini alan kredi kartları bu hastalar için büyük bir tehlike arzeder. Çünkü hiç düşünmeden bu kartları son limitine kadar kullanır, hiç ihtiyaçları olmayan şeyler alır, çevreyi hediye yağmuruna tutarlar. Yani manik dönem, insanın kendini çok iyi hissetmesine yol açan, ancak onları hem maddi hem manevi yönden çok sıkıntıya sokan bir hastalıktır. Üstelik manik atak geçiren hastaları, ağır bir depresyon pusu kurup bekler. Zaten berbat bir hastalık olan depresyon, manik dönemde kişinin yaşadıkları ve yaptığı yanlışlarla daha da büyür ve manik nöbette yaşananların her birinin hesabı, depresif dönemde hastaya sorulur. Kimin tarafından? Kendi süper egosu yani vicdanı tarafından. (Bu konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için "MADALYONUN İÇİ" Remzi Kitabevi 2004; Binbir Gece Masalları adlı hikaye)

Depresyon ya da mani nöbetlerinden sonra hastalar eski kişilik yapılarına aynen geri dönerler, yani nöbetler iz bırakmaz. Sık tekrarlayan depresyon veya mani nöbetleri bir süre sonra kişinin iş ve sosyal yaşamını ileri derecede aksatabilir. Günümüzde hem bu ataklar çok iyi tedavi edilebilmekte, hem de bu atakların tekrarı önemli ölçüde önlenebilmektedir. Bu alanda en sık kullanılan ilaçlar lityum tuzlarıdır.

Diğer Başlıklar
Duygulanım BozukluklarPsikotik Bozukluklar Nevrotik Bozukluklar Tüm Kısa Bilgiler
Ana Sayfa| Yol ve Ulaşım