Obezite
Bütün yeme bozukluğu hastalıkları gibi obezite de bireyin ruh sağlığındaki bozulmayla paralel olarak ortaya çıkan ve bireyin biyolojik, psikolojik ve sosyal bütünlüğünü tehdit eden bir rahatsızlıktır. Diyetisyen ve psikolog işbirliğinin şart olduğu bu rahatsızlık için uygulanan psikoterapi yöntemlerinde amaç hastanın yeme tutumlarını etkileyen olumsuz durumların veya etkileşimlerin farkına varması ve yeme davranışı yerine daha uygun baş etme / iletişim yöntemleri edinmesidir. Yapılan çalışmalar bingeeating ( bireyin rahatsız olana kadar kısa bir zamanda çeşit, tat farkı gözetmeden aşırı yemek tüketimi) tutumunun bireyin yaşadığı stres ya da çözümleyemediği kişilerarası ilişki sorunlarıyla kolaylıkla tetiklendiğini ve rahatlama yerine suçluluk, değersizlik, öfke gibi duygulara yol açtığını göstermektedir. Bu bağlamda psikoterapi bireyin sorunlarını çözme ihtiyacına karşılık verdikçe, dürtüsel biçimde yemek yeme isteği hafifler. Psikoterapinin diyet sürecinde etki gösterdiği başka bir nokta ise bireylerin diyete devam etmelerini zorlaştıran bilişsel çarpıtma dediğimiz, olayları olumsuz yorumlama biçimlerine müdahale etmektir. Çoğu hasta diyet programında olmayan fazladan bir kaç dilim ekmek yediğinde o gün için diyetin bozulduğunu düşünerek diyeti tamamen bırakır. Bu "ya hep ya hiç" tarzında bir düşüncedir. Psikoterapi sürecinde buna benzeyen kategorilerdeki olumsuz düşünceler saptanarak diyet sürecinin önünde bir engel olmaktan çıkarılır.
Son yıllarda psikosomatik rahatsızlıklar kategorisine dahil edilmesi planlanan obezite ister sadece yanlış yeme alışkanlıklarından ibaret olsun, ister psikolojik sorunlarla birlikte baş göstersin insanın kendini anlaması ve dürtüsel istekleriyle baş edebilmesi sonucunda tedavi edilebilir. Bu tür tedavilerin hepsinde psikoterapinin hızlandırıcı rolünden faydalanılmalıdır.-