Depresyon
Depresyon kişide yaşamdan zevk alamama, neşesizlik, sürekli üzüntü hali içinde olma, ölümle ilgili düşüncelerin artması eğilimiyle karakterize edilen bir duygu durum bozukluğudur. İnsanlarda stresli yaşam olayları sırası veya sonrasında depresif ruh halinin kısa süreli gözlenmesi depresyon tanısının konması için yeterli değildir. Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Tanı Ölçütleri Kitabı DSM 4’e göre en az 2 haftalı süre boyunca hemen her gün depresif duygu durum ve ilgi kaybına eşlik eden :
- Perhizde olmadığı halde kilo kaybı ya da kilo alımı
- İştahsızlık ya da aşırı yeme eğilimi
- Uyku düzenin bozulması
- Yorgunluk, bitkinlik ve enerji kaybının olması
- Düşüncelerini organize edememe, kararsızlık
- Yineleyen ölüm ve intihar düşünceleri
Eğiliminin olması belirtilerinin en az beşinin görülmesi halinde Majör Depresif Epizod (Majör Depresif Dönem ) tanısına ve epizodların tekrarlanması da Majör Depresif Bozukluk tanısına işarettir.
Klinik anlamda depresyonun değişik tablolarla seyreden Unipolar, bipolar, distimik bozukluk gibi türleri vardır.
Depresyon teşhisi koyarken dikkat edilecek nokta belirtilerin süresi ve günlük yaşamı olumsuz etkilemesidir. Depresyonlu bireyin günlük yaşamdaki etkinliklere olan ilgisinin azalmasıyla işlevsellikte önemli ölçüde azalma görülür. Sosyal-mesleki yaşamın sorumluklarının aksaması,insan ilişkilerinde duyarsızlık ve toplumdan uzaklaşma depresyon tablosunda dikkat çekmektedir.
Depresyonda olan kişi yaşamını anlamsız ve acı dolu olarak algılar. Kendini sorunları karşısında çaresiz ve yalnız hissederek mücadele etme gücünü kendinde bulamaz.
Yoğun değersizlik ve suçluluk duyguları içinde; kendisiyle ilgili değerlendirmeleri gerçekdışı şekilde olumsuzdur. Düşük benlik saygısı ve yaşama dair olumsuz inançları; gereken psikolojik yardım alınmadığında ölümle ilgili düşüncelere ve intihar eğilime kadar varabilir.
Uzun süre devam eden, kronik depresyonun belirtilerin şiddeti daha hafif olmakla birlikte bedensel yakınmalar göze çarpar. Baş ağrısı, baş dönmesi sık duyulan şikayetlerdir. Kişi ve çevresi somatik belirtilere odaklandığından depresyon göz ardı edilebilir.
Depresyonun diğer psikolojik bozuklularla bir arada görülme sıklığı oldukça yüksektir. (Yurdakul ,1999) Özellikle anksiyete bozuklukları, madde kullanımına bağlı bozukluklar ve yeme bozukluklarıyla yakında ilişkisi vardır. Çocuk ve ergenlerdeki depresyon ise Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğuna eşlik edebilir ve en belirgin özellikleri huzursuzluk, dikkatsizlik, tedirginlik, öfke patlamaları, bedensel yakınmalar ve içe kapanmadır.
Depresyon başlangıç yaşı değişkenlik gösterebilir. Ortalama 20’li yaşlarda depresif belirtiler belirginleşir. Depresyonun kadınlarda görülme sıklığı erkeklerden fazla olmakla birlikte erkeklerdeki depresyonda intihar oranı kadınlara göre daha yüksektir.
DEPRESYONUN NEDENLERİ
Biyolojik Nedenler: Klinik depresyon vakalarının beyin tomografileri taramasında; beynin öğrenme, iştah, uyku, libido gibi faaliyetlerinden sorumlu olan seratonin hormonunun diğer kişilere göre daha az salgılandığı saptanmıştır. Bundan hareketle depresyon tedavisinde beyindeki seratonin seviyesini arttıran anti-depresan ilaçlar kullanılmaktadır.
Genetik Nedenler: Genetik yatkınlık bireyin depresyon geçirme riskin arttırmaktadır. Anne-babası ile tek yumurta ikizlerinden birinde depresyon öyküsü olan bireyler depresyon geçirme oranı P’dir. Bu oran çift yumurta ikizlerinde % civarındadır. (DSM 4, Amerikan Psikiyatri Birliği)
Psiko-sosyal Nedenler: Klinik özellik göstermeyen depresif dönemlerin stresli yaşam olaylarının ardından görülmesi depresyonun psiko-sosyal etkenlerinin göz önüne sermektedir. Majör depresyon ve bipolar bozukluk gibi ağır duygu durum bozukluklarında da çevresel faktörler, genetik yatkınlık ve biyolojik nedenlerle birleşerek hastalığı tetiklemektedir. Freud ve Abraham’a göre de depresyon sevilen objenin kaybına duyulan öfke-kızgınlık duygularının kişinin kendisine yönelmesiyle oluşmaktadır. Ayrılık, yakın kaybı, aile içi şiddet, cinsel taciz gibi travmatik olaylar yaşamın ileriki yıllarında depresyon geçirme riskini arttırmaktadır. Kendinden beklentisi ve çevresindekileri memnun etme ve kontrol etme ihtiyacı yüksek kişiler de risk grubu arasındadır.
DEPRESYONDA TEDAVİ
Depresyon tedavi edilmediği zaman, depresif şikayetlerin yoğunluğu azalsa da devam etmektedir. Kronik depresyon dediğimiz bu durumda kişide özellikle baş, boyun ağrısı, yorgunluk gibi bedensel yakınmalar şeklinde görülmektedir. Kişi zaman zaman iyi hissetme hali içine girse de bu durum kısa sürmekte, kötü hissetme ve mutsuzluk duygu durumuna geri dönmektedir.
Klinik açıdan ağır depresyon tablolarında ilaç tedavisi ve psikoterapi bir arada yürütülmelidir. Anti-depresan ilaçlarla kişinin fizyolojik sisteminin işleyişini düzenlenir. Psikoterapide de duygu ve düşüncelerin gerçekçi-olumlu hale getirilmesi amaçlanır. Bilişsel davranışçı terapi teknikleriyle de bireyin işlevsel olmayan otomatik düşüncelerini fark etmesi ve onların yerinde işlevsel olana alternatif düşünce ve davranışları koymasına çalışılır. Depresyonlu bireyler için kişisel ve kişilerarası sorunların çözümünde, gestalt yaklaşımına dayalı grup terapisi ve psiko-drama grup çalışmaları da iyileştirici, geliştirici tedavilerdir.
