Kardeş Kıskançlığı

Çocuk Psikiyatristi

Dr. Özlem SÜRÜCÜ

Çocuk Psikiyatristi

Can ve Canan 14 yaşında ikiz kardeşler ve anne ve babalarının tanımlamasına göre anne karnındaykenden beri kavga ediyorlar. Uzun zamandır sürüp giden bu kavgalar son bir yıldır dayanılmaz boyutlara ulaşmış, birbirlerine fiziksel olarak zarar vermeye başlamışlardı. Gerçekte de görüşmeye geldiklerinde Canan’ın boynunda morluklar, Can’ın yüzünde de tırnak izleri vardı. En son yaşadıkları şiddetli kavgadan beri birbirleriyle hiç konuşmuyorlar, aynı anda yemek sofrasına oturmuyorlar, aynı odada bulunmuyorlardı. Okulda aynı sınıftaydılar ama ayrı sıralarda oturuyor, farklı arkadaş grupları içinde yer alıyor ve birbirlerini hiç tanımıyor gibi davranıyorlardı. Bir gün öğretmenlerinden birisi Can’a bir görev verirken “Bunu kardeşinle birlikte yapar mısın?” dediğinde, “Benim kardeşim yok ki” diye yanıt vermişti. Bunun üzerine öğretmen rehber öğretmenle görüşmelerini istemiş ama iki kardeş birlikte rehber öğretmenin odasına gitmeyi reddetmişler, ayrı ayrı görüştüklerinde de birbirlerine ne kadar öfkeli olduklarını, ne kadar nefret ettiklerini ve bu durumun bir çözümünün olamayacağını söylemişlerdi. Küs oldukları zamandan beri evde kavga ve şiddet azalmış olduğu için, anne ve babaları bir süre böyle kalmalarının iyi bile olacağını düşünerek bu duruma ses çıkarmamışlardı. Ama en sonunda okula giderken aynı servise binmeyi reddedip, farklı okullara gitmek istediklerinde bunun geçici bir durum olmayıp, iki kardeşin birbirinden tamamen kopmalarına neden olacak bir süreç olacağını düşünüp yardım almaya karar vermişlerdi.

Anneleri ikiz bebekleri olacağını öğrendiğinde çok mutlu olmuştu. Birbirleriyle çok iyi arkadaşlık edebilecekler, birbirlerini koruyup destek olacaklardı. Birbirlerini kıskanmasınlar diye hemen her konuda eşit davranmaya çalışmışlar, birisine ne alırlarsa diğerine de almışlar, aynı okullara, aynı kurslara göndermişlerdi. Ama tüm bu çabalarına rağmen ikisi de sık sık, “Siz  kardeşimi daha çok seviyorsunuz” diye yakınırdı. Sofrada gözleri hep diğerinin tabağına ne kadar yemek konduğunda oluyor, sevdikleri bir yiyecekse hemen kendilerine daha az verildiğinden yakınmaya başlıyorlardı.

Can ve Canan görüşmeye ayrı ayrı gelmek istemişler, anneleri doktor ikinizi de çağırıyor dediği için birlikte gelmeye razı olmuşlardı ama, aynı anda görüşme odasına girmeyi reddettiler. Ayrı ayrı değerlendirildiğinde her ikisi de yaşıtlarına uygun gelişim gösteren, uyumlu, ilişki kurmaya açık gençlerdi, ama bir araya geldikleri anda adeta çocuklaşıyorlar, sorulan sorulara ben cevap vermem önce “O” versin diyerek inatlaşmaya başlıyorlardı. “Her ikiniz de 14 yaşındasınız ama bir arada iken ikinizin yaşlarının toplamı 14 oluyor gibi” yorumu karşısında önce biraz düşünüp sonra gülümseyerek bunu kabullendiler. “Biz birbirimizden çok farklıyız. Bu yüzden iyi geçinemiyoruz” dediklerinde bunu biraz daha açıklamalarını istedim. Ailelerinin tanımlamalarına göre Can dışa dönük, aktif, girişken ama çabuk öfkelenen ve oldukça dağınık bir gençti. Canan ise sessiz, çekingen, duygularını pek belli etmeyen, çalışkan, düzenli, sorumluluklarını asla ihmal etmeyen bir kızdı. Birbirleri hakkında yakındıkları ve olumsuz bir şey söyledikleri zaman babaları “Siz kardeşsiniz, birbirinizi sevip, korumalısınız” diyerek bu tutumlarını onaylamıyordu. Görüşme sırasında Canan, Can’la ilgili duygularını, “Ben ondan nefret ediyorum, hep beni ezdi, bana fırsat tanımadı. Onunla birlikte girdiğim her ortamda beni çekingen birisi olarak tanıdılar. Bu kimlikten bir türlü kurtulamıyorum” diyerek dile getirdi. Can ise Canan için,  “O anne ve babamın göz bebeği, nazlı kızıdır. Bana hep onu örnek gösterir, onun gibi düzenli, çalışkan olmamı isterler. Ne zaman aramızda bir tartışma olsa bana “yine Canan’a ne yaptın” diye sorarlar, sanki her seferinde suçlu benmişim gibi davranırlar. Onun yüzünden annem babam beni beğenmiyorlar, onu daha çok seviyorlar. O olmasaydı ben daha mutlu olurdum” şeklinde konuştu. Her iki genç ve aileden alınan bilgiler kardeşler arasında yoğun bir rekabetin olduğunu gösteriyordu. Sorun iki kardeşin farklılığı ya da birbirlerini kıskanmaları gibi görünse de, anne ve babanın tutumları bu durumu daha da belirgin hale getirmişti. Öncelikle her iki gencin de tek bir birey olarak görülmeye, kendilerini sadece kendileri olarak tanımaya ve ifade etmeye gereksinimleri vardı. Yıllardır aile içinde ve diğer ortamlarda hep  “ikizlerden biri” olarak görülmüşlerdi. Onları tanımlayan ifadelerin çoğu diğeriyle karşılaştırmanın sonucu olarak oluşmuştu. Bu karşılaştırmaların verdiği sıfatlar dışında kim olduklarını bilmiyorlardı. Bu nedenle ayrı ayrı görüşmeye alındılar. Buna paralel olarak anne ve babaya tutumları konusunda danışmanlık verildi. Bir  süre sonra başlayan aile terapisi seanslarında ailenin tüm üyelerinin iki kardeşin birbirlerinden o kadar da farklı olmadığını, bu ayrımın yapay bir kutuplaşmanın sonucunda oluştuğunu görmeleri terapinin önemli bir aşamasıydı. Zamanla iki kardeş tüm diğer kardeşler gibi bazen kavga edip bazen de birbirine destek olmanın tadını çıkarmaya başlayabildiler. 


Tartışma

İki kişi aynı ödül için yarıştığında ve söz konusu olan ödül anne babanın ilgisi ve sevgisi olduğunda rekabet, kaçınılmazdır. Yaş farkı az ya da çok olsun ya da hiç olmasın rekabet yaşanacaktır. Rekabetin ne boyutta yaşanacağı çoğu kez kardeşlerin cinsiyetlerine ya da aralarındaki yaş farklarına bağlı değildir. Burada daha belirleyici olan anne babanın tutumları, çocukların karakterleri ve varsa bireysel sorunlarıdır. Can ve Canan’ın anne ve babası daha çocukları doğmadan onların iyi arkadaş olacaklarını, birbirlerini seveceklerini hayal etmişlerdi. Bu çok da gerçekçi olmayan beklenti, onları çocuklar doğduktan sonra her konuda eşitlik sağlamaya zorlamıştı. Kardeşler için hayatı tamamen adil hale getirmeye çalışmak rekabeti önlemede etkisizdir. Her şeyi eşit paylaştırma kuralı kısa vadede kardeşler arasındaki çatışmaları hafifletiyor gibi görünse de, uzun vadede rekabet ve karşılaştırmaların şiddetlenmesine ve artmasına yol açacaktır.  Bunun yerine çocuklara ayrı ayrı bireyler olarak, o anki gereksinimlerine ve ilgi alanlarına göre farklı davranmak onların farklı davranılmayı benimsemelerini kolaylaştıracaktır. Bu ailede anne babanın düştüğü bir diğer hata da kardeşler arasındaki gerginlikleri onlara fırsat tanımadan çözmeye çalışmaktır. İki kardeş aynı anda aynı oyuncakla oynamak istediğinde anne ya da baba “İkiniz de aynı anda aynı oyuncakla oynamak istiyorsunuz, bu zor durum, ama eminim siz kendi aranızda bu sorunu halledersiniz” deyip yanlarından ayrılabilirse çözümü gerçekten onlara bırakmış olur. Kendileri çözüm bulamıyor ve tartışmaya devam ediyorlarsa, o zaman da birkaç çözüm önerisi getirebilir ama seçimi yine onlara bırakmalıdır. Anne babanın “Paylaş, önce kardeşin oynasın, sonra sen alırsın” türünden yaklaşımlarında her zaman biri kendini haksızlığa uğramış, diğeri de kayırılmış hissedecek bu da kıskançlığı şiddetlendirecektir. Bu tür durumların adil bir çözümü olamayacağı düşünülürse de en uygun çözüm kendi aralarında bulacaklarıdır. Çocuklar kardeşleri hakkında hissettikleri olumsuz duyguları ifade  ettiklerinde anne ve babalar çoğu kez bunu duymazlıktan gelme, önemsememe ya da doğru olmadığını söyleme eğilimindedirler. “Hiç kardeşten nefret edilir mi? O senin kanından, birbirinizi sevmeli, korumalısınız” gibi telkinler öfkeyi yatıştırmaz tam tersine daha da artırır. “Kardeşimden nefret ediyorum, yine benim kazağımı giymiş ve leke yapmış” diyen gence “Gerçekten çok öfkeli görünüyorsun. Bu seni çok kızdırmış olmalı” ya da  “Senden izin almış olmasını isterdin herhalde” diyerek duygusunu anlayıp hak verildiğini hissettirmek öfkeyi büyük ölçüde yatıştıracaktır. Anne babalarının iyi niyetle bile olsa kardeşleri  birbiriyle karşılaştırmaları, birbirlerine örnek göstermeleri de kardeş kıskançlığını en fazla şiddetlendiren tutumlardan birisidir. Ailelerin çocukları için kullandıkları sıfatlar onları belirli bir rol kalıbı içine sokar ve bu kalıptan çıkamazlar. Her bir çocuğu ayrı bir birey olarak kabul edip, bireysel gereksinimlerine göre hareket etmek, karşılaştırma yapmamak ve sürekli aralarını bulmaya çalışmadan çözümü onlara bırakabilmek rekabet düzeyini azaltacaktır. 

Randevu almak için: 0312 468 08 98 Paris Cad. No: 33 Kavaklıdere - ANKARA
site-footer-logo www.madalyonklinik.com - 2011 © Her Hakkı Saklıdır...