Öfkeye Yol Açan Hatalı Düşünceler

Uzman Psikolog

Psk. Hande AYDIN KÖSE

Uzman Psikolog

 

Fazla miktarda uyarılma beyninbilgi işleme süreçlerini sekteye uğratır ve saniyeler içinde saldırgan bir davranışla son bulabilir.

 

I. İŞLERİM ÇABUCAK VE KOLAYLIKLA HALLEDİLMELİ!

Günümüzde çoğu öğrenci ve yetişkin neredeyse gününün yarısını ya bilgisayar başında ya da televizyon karşısında geçirmektedir. Bu da bir insanın günde birkaç saat boyuncahızladeğişen imajlara ve seslere maruz kalması demektir. Diğer yandan zamandan tasarruf etmemizi sağlayan pek çok alet sayesinde işlerimizin kısa sürede hallolmasına yönelik bir beklenti veya  alışkanlık geliştirdiğimiz söylenebilir. Bu olgu pek çok kişide “işlerim çabucak ve kolaylıkla halledilmelidir” görüşüyle temsil edilir ve bu kişilerin engellenmeye ve beklemeye karşı tahammülleri çok azdır. Bu tür durumlarda işlerin çabuk hallolmasına yönelik gerçekçi olmayan taleplerde bulunurlar. Ne var ki bu talepler işlerin daha hızlı yürümesini sağlamaz ve gerçek hayatın akışında bir değişiklik yaratamaz. Bu da engellenmeye tahammülü olmayan kişilerin kolaylıkla öfkelenmesine yol açar.

 

Alfred Korbizky ( Levinson, 2006)’nin Mutluluğa yönelik geliştirdiği teorisinde, hayatımızdan memnun bir şekilde yaşamak istiyorsak olaylar karşısında:

 

1  gerçekçi beklentiler geliştirmemiz,

2  çok çalışmamız

3  her istediğimizin gerçekleşemeyebileceği gerçeğine hazırlıklı olmamız gerektiğini belirtmiştir.

 

Başka bir baş etme yolu da bizi sinirlendiren şeyin ne olduğuna bakıp, değiştirilebilip değiştirilemeyeceğini sorgulamaktır. Bu, olaya tepki vermeden önce ne olduğunu sakin bir şekilde gözden geçirmektir. Verilecek tepkiyi geciktirmek baş etmek zorunda kaldığımız durumlara mantıklı bir açıklama getirmek için bize zaman tanır.

 

Örnek:Matematikten nefret eden ve ancak üç yıl boyunca zorunlu olarak bu dersi alması gereken bir öğrencinin iki seçeneği vardır. Ya önündeki üç yıl boyunca her matematik dersinden önce bu dersten ne kadar nefret ettiğini sayıklayıp, dersi dinlemeyi reddedip, ödevleri yapmaktan kaçacak ve sınavlardan aldığı düşük notlarla diğer derslerini de riske atacak ya da üç yıl boyunca bu dersten kaçışı olmadığını kabullenerek neler yapılabileceğine odaklanacaktır. Garip gelebilir ancak bu öğrencinin iki seçenek için de harcayacağı enerji aynı miktardadır. Çünkü sürekli öfkeli bir halde dolaşmak bu öğrencinin tükenmiş ve yorgun hissetmesine yol açacaktır.

 

Engellenmeye karşılaştığımız zaman yaptığımız bir diğer düşünce hatası da “ya hep ya hi町eklinde düşünmektir. Bu tip bir düşünce tarzı çözüm seçeneklerimizi azaltarak gerginliğimizin ve öfkemizin artmasına yol açar.

 

 

II. BÜTÜN İNSANLAR BENİ SEVMELİ VE ONAYLAMALI!

Bir çoğumuzdiğerleri tarafından sevilmek ve onaylanmak isteriz. Henüz olgunlaşmadıklarından dolayı, bu istek gençlerde çok daha kuvvetli hissedilir. Gençler bu isteği doyurmak için yetişkinlere oranla daha yoğun bir çaba gösterirler ve bu çabalarına bir karşılık alamadıklarında hissettikleri öfke ve mutsuzluk da daha yoğun olarak kendini gösterir. Bir gencin öfkesini kontrolsüz ve gerçekçi olmayan bir biçimde kendine yönlendirmesi depresyon riskini, etrafındakilere yönlendirmesi ise saldırganlık riskini doğurur.

 

Bir gencin diğer gruplar tarafından reddedildiğinde öfke veya depresyonla tepki vermemesi için kendini kabullenmeyi öğrenmesi gerekmektedir. Diğerlerinin kendi hakkında düşündüklerini çok fazla umursamadan kendini kabul edebilmiş kişiler reddedilme karşısında daha az kaygı duymaktadırlar. Burada ayırt etmek gereken şey diğerlerinin sevgisini istemek ve talep etmek ( buyurmak) arasındaki farktır. Diğerlerinin bizi sevmesini istememiz normaldir ve bu isteğimiz bazıları tarafından gerçekleşmediği takdir de üzülürüz, canımız sıkılır veya hayal kırıklığına uğrarız. Ancak bu duygular kısa süreli olarak hissedilir. Eğer başkalarının bizi sevmesini talep ediyor ve bunu hak olarak görüyorsak reddedilme karşısında hissedeceğimiz olumsuz duygular çok daha şiddetli ve uzun süreli olur. Bu tür kesin talepleri şu şekilde esnekleştirebilir: “beni sevselerdi iyi olurdu ancak benden hoşlanmıyorlarsa bu mutlu olmam için şansım değil. Yine de mutlu olabilirim.” Bu tür bir düşünce reddedilmeler karşısında sakinliğimizi koruyabilmemizi sağlar ve yolumuza devam etmek için daha yapıcı çözümler doğurur.

 

 

III. BEN SİNİRLİ DEĞİLİM, ONLAR BENİ SİNİRLENDİRİYOR.

Hissettiğimizi şeyler düşüncelerimize bağlı olduğu için ve düşüncelerimizi de biz kontrol ettiğimiz için, duygularımız üzerinde bir güç sahibi olabileceğimiz söylenebilir. Diğer insanların bizi sinirlendirebilecek yeteneklerinin olduğunu düşünmek duygularımızın kontrolünü de onların eline teslim etmemiz demektir. Bu şekilde, kendimizi sinir düğmeleri olan ve her kim basarsa sinirlenebileceğimiz birer cihaza dönüştürmüş oluruz.

 

“Onlar beni sinirlendiriyor” düşüncesinden uzaklaşmak için bir bilim adamı gibi düşünüp şu deneyi yapabiliriz. “30 tane sınıf arkadaşımıza biri ona “kötü bir bakış” fırlattığında ne hissettiklerini soralım. Verecekleri tepkileri sınıflandıralım ve sonuçlara bir göz atalım. Sınıflandırmalar arasında bazılarının öfke tepkisi vereceğini, bazılarının kayıtsız hissedeceğini hatta bazılarının merak duyacağını öğrenebiliriz. Yani kötü bir bakışa maruz kalan herkes tepki olarak öfkelenmemektedir.

 

Asıl gerçek şudur: Bize kötü bir bakış atıldığında veya bir isim takıldığında biz kızmayı seçmekteyiz. Bu bizim seçimimizdir.

 

Levinson’un çocuklarla yaptığı diğer bir çalışma da şudur: Bir kağıt alıp üstüne “geri zekalı” yazar. Ve bunu bir gence verir. “Bu kağıdı senin eline vermemle seni geri zekalı birine dönüştürmüş oldum mu?” diye sorar. Öğrenci “hayır” diyecektir. “Tek bir kelimenin seni olmadığın bir şeye dönüştürme ihtimali var mı? ” diye tekrar sorar. Genç yine “hayır” diyecektir. “O zaman birisinin senin davranışlarını sadece bir isim takarak değiştirmesine izin vermek ne kadar akıllıca?” diye sorar. Bu çalışmanın amacı birisi bize geri zekâlı diye seslendiğinde dürtüsel biçimde birkaç saniyede gerçekleşen duygusal ve davranışsal tepki sürecini ağır çekimde göstermektir.

 

IV. HAYATIMDA HİÇ BELİRSİZLİK OLMAMALI

Dünyadaki çoğu olayın gerçekleşmesi bir olasılık hesabına bağlıdır ve bu olasılık hesabının içerisinde her zaman şan payı bırakılır. Bu şans payı nedeniyle de hiçbir olayın mutlak bir şekilde sonuçlanacağını söyleyemeyiz. 100 derecenin üzerinde su kaynamaya devam edebilir ancak sosyal olaylar için bu tür formüller yoktur. Her şeyi belirli hale getirme isteği bazı kişiler için takıntı halini almıştır ve bu kişiler en ufak bir belirsizlikten kaçınmak için asla risk almazlar. Örneğin, bir kıza sinemaya gitmeyi teklif edemezler çünkü evet diyeceğinden emin olamazlar. BU tür durumlar bireyin dışa vurmasa da içsel olarak sürekli gergin ve kaygılı bir şekilde dolaşmasına ve bir engellenme karşısında çok kolay sinirlenmelerine neden olurlar.

 

V: DENEDİĞİMHER ŞEYDE BAŞARILI OLMALIYIM

Başarı bir insanı değerli yapmaya yeten tek şey olmadığı gibi başarısızlıkda bir kişiyi değersizleştirmez. Eğer bir konuda başarılı olmak için elinizden geleni yapıyor ve olamıyorsanız, örneğin resim, müzik vs. Bernard Russel ( Levinson, 2006) şöyle düşünmeyi önermektedir: Başarısız olduğunuz şeyin bir kategoride olduğunu düşünün, siz farklı bir kategoridesiniz. Bu nedenle başarılı olacağınız başka bir alan var demektir. Hepimiz üstlendiğimiz görevlerde farklı performanslar gösteririz. Bu nedenle performanslarımıza bağlı olarak kendimizi başarılı veya başarısız olarak etiketlemek doğru değildir. Çünkü biz sadece yaptığımız o işten ibaret değilizdir.

 

Burada yine gerçekçi hedefler oluşturmanın önemiortaya çıkmaktadır.

 

VI. GEÇMİŞTEKİ İNCİNMELERİM İÇİN İNTİKAM ALMALIYIM.

İntikam ve ödeşme düşüncelerinden kurtulamayan kişiler geçmişte olan olayı sık sık düşünerekaşağılanmış hissederler ve utanç duyarlar.  Bu duygularını ise öfkeleriyle saklamak isterler. Oysa intikam sakin bir ruh halini korumak ve yapıcı ilişkiler kurmak için işlevsel olmayan bir yoldur. Çünkü sonu yokturve bir kısır döngüye yol açar.

 

İntikam almak yerine girişkendavranmak ve diğerlerinin nasıl hissettiğimizi bilmesini sağlamak bu kısırdöngüden çıkmamıza yardımcı olur. Ancak sürekli öfkeli bir halde intikam düşünceleriyle dolaşmak diğerlerinin bizi kullanmasını kolaylaştırır. İntikam duygusunda en zor olan şey toplumsal beklentilere karşı gelmektir. Çoğunlukla bazı arkadaşlarımız bize yapılan haksızlıkları tekrar tekrar hatırlatarak intikam duygumuzu körüklerler. “Sana yaptıkları yanına kar kalmamalı, sen de bir karşılık vermelisin” diyerek bize iyilik yaptıklarını zannedebilirler. Melasef intikam duyguları daha iyi hissetmemizi sağlamaz.

 

Diğer yandan ,pek çok genç, kendi yapmak istedikleri şeyler için diğerlerini kışkırtmaktadırlar. Örneğin öğretmenimiz bizi sınıf içinde azarladıysa, “ben senin yerinde olsaydım sınıfı terk ederdim” “ağzının payını verirdim” şeklinde kendilerinin yapmaya cesaret edemeyecekleri bu nedenle başkasına yaptırmak istedikleri şeyleri sayabilirler. Ancak bu şekilde davranıp ta disiplin kurulunun önüne çıktığınızda arkadaşlarınız yerine yargılanan siz olacaksınız.

 

 

BAŞ ETME YÖNTEMLERİ

 

İnsanlar Hakkında Tarih Koyarak Düşünme:

İnsanlar hakkında düşünürken çoğunlukla onlarla ilgili kısa anılarımıza bağlı kalarak düşünürüz ve onları o anki halleriyle hafızamıza getiririz. Oysa her şey ve herkes gibi insanlar da değişebilir. Özellikle de gençlik dönemlerinde… Bu nedenle sorun yaşadığımız insanları tamamen hayatımızdan çıkarmak çok iyi bir çözüm değildir ve onların değiştiğini görme şansımızı kaçırmamıza yol açabilir. Şöyle bir yol izleyebiliriz:

 

Örneğin iki yıl önce bize kötü davranan ve bizi küçümseyen bir arkadaşımızla aramıza mesafe koyabiliriz. Ancak iki yıl sonra bu olumsuz davranışlarını telafi etmeye çalıştığını gördüğümüzde kendi kendimize Pınar 2009 ( yani su an karşımda duran Pınar) değişmiş ve o artık Pınar 2005 değil. O nedenle onu geçmişteki davranışları nedeniyle yargılamak yerine Pınar 2009’u tekrar tanımaya çalışabilirim diyebilirsiniz.

 

Engellenmeye Karşı Hayal Dünyanızı Kullanın

Yapılan çalışmalar ilgi alanı geniş olan ( tiyatro, sinema, müzik, spo vs. ) kişilerin uzun süre beklemeleri gereken durumlarda ( doktor randevusu, otobüs bekleme vs. ) içsel dünyalarından faydalandıklarını ve bu süreyi okudukları, gördükleri şeyleri düşünerek geçirebildikleri dolayısıyla dış uyaranlar (otobüsün gecikmesi) karşısında daha az öfkelendiklerini göstermektedir. Unutulmamalıdır ki tarih boyunca yaratıcı düşüncelerin çoğu  ( kitaplar, icatlar)bazı engellenmelere bireylerin çözüm bulma çabası sonucu ortaya çıkmıştır. Çoğu yazar veya yönetmen hava alanında rötar yapan uçaklarını beklerken başarılı film senaryoları çıkarmıştır. Hayatta engellenme olmadan yaratıcılık için bir neden de olmaz.

 

Sosyal Destekten Faydalanma

Öfkeli hissettiğiniz kişinin dışındaki kişilerle etkileşime geçmekten kaçınmayın. Öfke kontrolünde problem yaşayan çoğu kişi çok öfkelendiği bir olay ya da kişi olduğunda diğerleriyle etkileşmeyi tercih etmiyor ya da görüştüğü kişilere de olayla hiçbir ilgileri olmamasına rağmen öfkeli davranmaya devam ediyor. Bu da kişinin "kötü bir olay yaşadıysam bütün günüm kötü geçecek" gibi ya hep ya hiç tarzı düşüncelerden kaynaklanmaktadır. Kötü bir deneyim yaşadıysanız bütün gün o olayı düşünmeyi tercih etmeyin.  Bir kaç saatliğine rafa kaldırıp, olumlu etkileşimlerde bulunduktan sonra olayı çok daha farklı bir şekilde algıladığınızı ve sizi çok daha az rahatsız ettiğini fark edeceksiniz.

 

 KAVGA EDERKEN MOLA VERME (TİME-OUT)

Özellikle ebeveynlerle veya kardeşlerle tartışırken faydalanabilecek bir yöntem. Aynı evin paylaşılması nedeniyle tartışmalar sabahlara kadar sürebilir. Tartışma alevlenmiş ve gereğinden fazla uzamış ise duyguların ifade edilişi kısmı çoktan geçilmiş olmaktadır. Bunun yerine suçlamalar, aşağılamalar başlamış ve taraflar gündemdeki konudan uzaklaşıp eski olayları deşmeye ve o zaman ki duygularını hatırlamaya başlamışlardır. Bunların hiçbirinin gündemdeki sorunun çözümüne bir faydası olmadığı için tafralardan birinin bu tartışmanın bir yere gitmediğini söyleyerek bir saat ara vermeyi teklif etmesi gerekmektedir. Böylelikle taraflar sakinleşmek için zaman bulurlar ve dürtüsel tepkileri azalır. Çok az insan bir ara verdikten sonra kaldıkları yerden bağırmaya başlar. Araların sonunda genellikle tekrar bir uzlaşma çabası içine girilir. Sesler yine yükselmeye başladıysa tekrar ara verilir. 

 

Randevu almak için: 0312 468 08 98 Paris Cad. No: 33 Kavaklıdere - ANKARA
site-footer-logo www.madalyonklinik.com - 2011 © Her Hakkı Saklıdır...